Çünkü bu hayatta hiç kimsenin kimse ile aynı hayali, aynı hedefi, aynı hırsı ya da aynı beyin yapısı olamaz.

Bir çiçek düşünün. Hemen yanı başında duran, kendisi ile çiçekle rekabet etmeyi düşünmez bile, sadece açar, zamanı geldiğinde ikisinin de yapacağı tek şey açmaktır.

Oysa diğerleriyle değil kendisi ile rekabet halinde olan kişi fark yaratabilir. Her yeni gün, bir önceki gününden daha verimli olmak ister. Herkes sahip oldukları yetenekler doğrultusunda parlayabilir.

Başkasının sizden daha çok parlayacağından korkmanıza gerek yoktur, rekabet değildir bu. Çünkü bu dünyadaki herkes, kendine özgü bir şekilde, kendi tarzında mümkün olduğunca, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışarak parlayabilir. Bu nedenle yaşamın kendisini bir rekabet olarak görmektense, yardım etmenin başkalarına ilham vermenin huzuruyla asıl potansiyelimize ulaşabileceğimizi bilirsek, koyu bir rekabet sayesinde en iyi ürünleri üretenen kötü insanlar olmak yerine, kendinizi dün kim olduğunuzla kıyaslayın ve ‘’kendi ‘’ kendinizin rakibi olun.

Eğer kendiniz olursanız, o zaman zaten tüm rakiplerinizi elemiş olursunuz. Ayrıca, ikinci olmaktan da korkmayın, ikinci demek geriye kalanları eleyenlerin birincisi demektir. Sayılarla değil, saygınlıkla haşır neşir olmak en iyisi.Unutmadan ne olursa olsun, yaşama ezeli rakipte olsanız aşağıdaki şekilde sonlanıyor.

Bazen hazırlıksız yakalanırsan eğer, ayağına gelen en büyük şansları dahi kolayca kaçırabileceğimi anladım.

Küçükken yoncalarla dolu tarlada dört yapraklı yonca ararken eğer bir tane bulamazsak kötü şansın bizi takip edeceğine inanırdık.

Hâlbuki hayatın ta kendisi insana aslında çok iyi gösteriyor ki;

Asıl şans, insanın sahip olduğu yetenekleri büyük bir kararlılıkla kullanarak yaşamı boyunca karşısına çıkacak kötü şansların üstesinden gelebilmesidir. Hazır olma hali ile fırsatın kesişim noktasıdır şans…


ŞANS

İngilizcede bir söz var ; ‘’ When nothing goes right, go left. ‘’ diye.

 

Hiçbir şey doğru gitmez ise sola dön, yani başka yolu dene diyor. 

 

Sanırım hayatımın ilk yıllarında bu felsefeden haberdar olmayarak, daha sonra da ne kadar doğru olduğunu fark ederek bunu uygulamayı başardım.

Bazen istediğim şeye ulaşamamış olmanın aslında ne kadar da büyük bir şans olduğunu anladım.

Bazen hazırlıksız yakalanırsan eğer, ayağına gelen en büyük şansları dahi kolayca kaçırabileceğimi anladım.

Para olmadan da çok şey alınabileceğini öğrenir insanlar burada

Edep alınır mesela

Gönül alınır

Öğüt alınır

İbret alınır

Basit kurallarımız var bizim, basit ama çok etkili. İnsanlara karşı nazik ve sevgi doluyuz. Çocuklara daima ‘’Asla karşındakini kırmak için konuşmamalısın, bilerek, isteyerek kimseyi üzmemelisin’’ felsefesini öğretmeye çalıştım. Etraf maalesef sırf kendi hissettiklerini, acılarını hafifletmek için başkalarını yaralamaya çalışan insanlar ile dolu.

Fark yaratmak ise asıl konu, alın işte size fark!

‘’İYİ İNSAN OLUN’’

Bu, gerçekten artık bir ‘’fark ‘’.

Yıllarca kendisinden başka her şey için çabalayan ve sonunda elinde koskoca bir mutsuzluk kalan öğrenciler, veliler özellikle de anneler gördüm. Bir nesil dolusu kayıp annemiz var.

‘’Yıllar önce yapacaktım, sırf çocuklar için dayandım’ ’ile başlayan binlerce boşanamama pişmanlığından, ben aslında okuyacaktım, çalışacaktım ile devam eden cümlelere kadar çaresiz, hüzünlü gözlerle sohbet ettiğim, birlikte ağladığım, hatta sırf kendilerini başkalarına adamaktan kanser olmuş, evlatlarını bana emanet eden annelere kadar birçok örnek yaşadım.

En canlısından, en gözüyaşlısından, en hüzünlüsünden…

Hâlbuki inanın bu kadar basit,

Hayattaki en büyük ve ‘’tek’’ dostun‘’sensin’’ ve bu yüzden de

Sertap Erener’in dediği gibi ‘Kendi yarattığın düşmanlara yeniliyorsun.’ Birden en büyük düşmanın yine ‘’kendin’ ’oluveriyorsun. Her anımız seçimlerden ibarettir aslında. Kendin için kendine bir arkadaş mı olacaksın? Yoksa kendi kendinin düşmanı mı? Öyle yaratılmışız ki, hayattaki en büyük acıya bile alışabiliyor, atlatabiliyoruz.

 

‘‘Ama’’ ile bahane bularak değil, ‘‘-e rağmenler ‘’ ile meydan okuyarak kendi kendimizin dostu olacağız.

Yeter ki korkmayalım. Korku sadece ilerde her alanda inanılmaz derecede işimize yarayacak olan tecrübeleri edinmemizi engeller, hepsi bu.

Hayatım boyunca kendimi yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi görmeyi seçtim. Düştükçe kalktım, kalkarken bazen el uzattım elimi tutanları da ömrüm boyunca bırakmadım. Bazen dimdik ayaktayken bile beni merdivenden aşağıya sallamayı isteyeni unuttum. Sadece ‘’kalktım’’ ve her kalkışta, her düşüşten sonra güçlendim. Batmak üzere bir gemi düşünün. Gemiyi ilk fareler terk eder ama daha sonra o gemi batmayınca da ilk onlar üzülür. Bu tecrübe ise sizin sadece o farelerden kurtulup yolunuza devam etmenizi sağlar. Yaşadığım her çaresizliğin önüme yepyeni kapılar açacağını ve de açtığını gördükçe güçlendim. Bu yüzden ‘’Korkarsan’’ tecrübe edemezsin. Tecrübe edemez isen başkalarının konuştuğu değil, başkalarını konuşan biri haline gelirsin ki çağımızın en büyük hastalığı olan küçük zihin, bol dedikodu, sıfır üretim sistemine girmişsin demektir.

Hayatı öğrenebilmek için tecrübelere ihtiyacım vardı…

O adamdan ayrılmalıydım.

Ya da diğerini yeniden sevmeliydim.

O merdivenlerden atılıp…

O camları kırıp

O sinir krizlerine meydan okuyup

O hafıza kaybını yaşamalı

O vefasızları tanıyarak

Her ne olursa olsun o dersleri gece gündüz vermeliydim…

Ruhum insanların acımasızlıkları, vefasızlıkları, bencillikleri ile kaç kez incindi sayısını hatırlayamıyorum.

Hayata küsüp kendimi karanlık bir odaya kapadığım için üzülenler kusuruma bakmasınlar.

Bedenim çok büyük acılar çektiğinde dahi kendimi uyuşturup bırakmadığım için, oldum olası uyuşuk öğrenci sevmem.

‘’Bilge insan hayatı yaşayandır ‘’

Bir sürü entrika, yalan, dolanın içinde hesaplar yapmak mı?

Yoksa o an kalbinin sesini dinlemek mi daha kolay?

Doğrunun tek bir yolu var, yanlışın bir ise birçok… Bu yüzden doğruyu bulmak daima daha zordur.

‘’YANLIŞ HER YERDE DOĞRU İSE TEK BİR YERDEDİR’’

Doğru ‘’Kalptir’’. Bu hayatta senin için doğru olduğunu bir tek içindeki sesin barındığı kalbin verir. Bunu anladığımda yani içimdeki ses ile konuşmaya vakit ayırdığımda bir hastane bahçesinde düşüp hafızamı yitirdikten sonra boş boş ovalara, dağlara, taşlara, yeşilliklere bakıyordum. Kendimle kalmaya zaman ayırabilmek için çok acı bir sağlık tecrübesi yaşamam gerekti.

Belki de ilk defa o sesi dinlediğimde çok zor geleni yapmamı söyledi…

‘’Yıllarca kalıplaşmış olan alışkanlıklarımı bırakmamı, çok sevdiğim upuzun saçlarım dâhil hayatımdaki çoğu şeyi değiştirmem gerektirdiğini…’’

Bu kitabı ‘‘İÇ SESİNİZİ DİNLEYİN! ‘’demek için bile yazmış olabilirim.

Ne istediğini bilen insanların acelesi yoktur. Sürekli ve hızlıca yaptığınız her türlü şeyi düşünün. Sürekli yıkanan çamaşırların yıpranması, sürekli kullanılan bıçakların körleşmesi misali, sürekli para ve güç peşinde koşan insanları bir düşünün. Kalpleri kapanmıştır artık. Açılmaz!

Aniden öyle kararlar alırlar ki, kapanmış kalpleri yüzünden akılları da düşünmeyi durdurur bu yüzden eğer her yere yetişmek istiyorsak acele etmeyi bırakmalı ve önce ne istediğimize odaklanmalıyız. Duygusal ve aceleci hareketlerin hepsinin erken başarısızlıklarla sonuçlanmış olduğunu yüzlerce somut örneklerle deneyimlemiş biri olarak, unutmayın ki zamanında yola çıkıp nereye gideceğinizi bilirseniz işinizi yapıp geri çekilebilirsiniz.

Güce tapan insana karşı temkinli ol çünkü o amacına ulaşmak için her türlü haksızlığa boyun eğer. Haksız davranışlara boyun eğen ya da bizzat başlangıcının sebebi olan o kadar çok insan gördüm ki…

En çokta ruhum kendi çalıştıkları, ekmek yedikleri kurumları dolandırmaya kalktıklarını görünce eziliyordu. Üçkâğıtçılıkların çeşitli yolunu bulmuş olan insanları herkes takip eder fakat etrafınıza bakın, adaletle hareket edip tek başına kalanlar yalnızdır ama menfaati için göz yumduğu haksızlığın bir gün gelip kapısına dayanacağı korkusundan uzakta rahat yaşar.

 

‘’Oturarak Başarıya Ulaşmak ‘’

Kulağa ne kadar da hoş geliyor değil mi? Oturarak hiç yorulmadan, çaba göstermeden başarıya ulaşmak. Öğrencilerim, çalışmaktan yorulduklarını söylediklerinde, ‘Oturarak başarıya ulaşan tek canlı tavuktur. ‘ diye kızarken, onların yüzünde tatlı bir gülümseme belirir. Fakat bir dahaki derse verilmek istenen mesajı almış ve mutlaka toparlanmış olarak gelirler çünkü artık öğrenmişlerdir tavuklar önlerine atılan yemleri gözleri sadece yerde gagalayıp dururken, arkadan biri gelir, yumurtalarını alır ve gider. Görüldüğü üzere oturarak ulaştıkları sandıkları başarı bile başkalarına hizmet eder, kendine bir fayda sağlamaz.

Zihnimizde kendi kendimize yarattığımız engeller aslında bu resimde de görüldüğü gibi fiziksel değil tamamen zihinseldir.