‘‘BÜYÜK BAŞARILARIN TEMELİNDE, KİMİ ZAMAN KORKARAK, KİMİ ZAMAN RİSK ALARAK, AMA HER DAİM İNANARAK KATILAN KÜÇÜCÜK BİR ADIM VARDIR.’’


Yukarıdaki hangi grafik gerçek başarı hikâyesini anlatıyor sizce?

Yola çıkarken elbet hepimiz bir noktadan başlarız, ama başarıya yürürken hiçbir yol kısa ve engelsiz değildir. Önce küçük şeylerin ne denli büyük başarılara yol açabileceğinin matematiksel gerçekliğinin farkında olmalıyız.

Çocuklara bakın, minicik bedenlerinde nasıl da büyük bir ruha sahip olduklarına bakın…

Denizlerde gezen kocaman balıklar varken, o minicik hamsiyi yiyen insanlara sorun küçük balıkların nasıl da daha lezzetli olduğunu.

Türk insanımızın en sevdiği pazar aktivitesi olan mangal keyfinde, minik odunlar aramaz mıyız alevleri arttırsın diye? Birden ateşe kocaman bir odun koysanız, sönüverir o ateş.

Tıpkı başarıyı alevlendirmeye başladığınız an gibi. Hiçbir şey öyle pat diye olmaz hayatta, hele ki yeni nesil istiyor ya hemen olsun her şey, hemen müdür olayım, çok yüksek maaşlar alayım… Grafik ortada. Önce küçük şeylerin kıymetini bilecek ve yolunuza mutlaka çıkacak olan engelleri büyük bir erdemle karşılayacaksınız.

‘‘Her küçük şeyin illaki bir işe yaradığını unutmayın. Bir sürü küçük şey zamanla birikir, sonra kocaman bir BÜYÜK olur.

Büyük bir aile, büyük bir şirket, büyük bir hayalin gerçeğe dönüşmüş hali…11 yılda tek tek ders verdiğim 4000' den fazla öğrencinin 11 yıl sonra büyük bir hayale dönüşmesi gibi…

Kara kışta, kar fırtınasını seyretmeyi severim, küçücük kar taneleri rüzgârla birleşince nasıl da güçlü olur,

Ya sağanak yağmurlar?

Küçücük damlalarla oluşan bir sağanak saniyeler içinde hayatın akışını değiştiriverir bir şehirde.

Kalelerin karanlık içlerini gezerken, hep etkilenmişimdir dışarıdaki o göz alıcı aydınlığın küçücük bir delikten görünebildiğine…

Ya da küçükken piknikte babamın elime küçük bir çalı parçası verip rüzgârın yönünü gösterebileceğini söylediğini hatırlarım. Daha geçen gün yandı koskoca orman küçücük bir kıvılcım yüzünden.

 

 

 

Bu hayatta iyi de kötü de küçük bir adımla başlar…

 Nasıl ki koskocaman bir gemiyi küçücük bir delik batırabiliyorsa,

Nasıl ki küçücük bir pırlanta yükte hafif ama pahada o kadar ağır ise,

Nasıl ki kocaman deve ot yerken, küçücük şahin et yerse,

Nasıl ki bir insan küçücük de olsa ancak bir iyilik yaptığında cömertliği öğrenebilirse,

Büyük makineleri de küçücük çarklar çalıştırdığına göre…

Küçükler birikir kocaman bir büyük olur unutmayın.

 Herkesi yasa boğan Mustafa Koç’un ölümü daha dün gibi aklımda. İşte o zaman tüm Türkiye anladı ki büyük adamın büyüklüğü öldüğünden sonra dahi devam ediyorsa bunun nedeni; onun hayatı boyunca küçük adamlara gösterdiği özendendir.

Âşık olmayan var mı aranızda?

Kim inkâr edebilir ki, büyük bir aşkı başlatan hep küçük şeyler değil midir? Küçük kaçamak bir bakış, küçük bir gülümseme. Kurduğun upuzun cümledeki küçücük virgüldür anlamı değiştiren. Ben yaşadığım büyük olayları zaman geçtikçe unuttum gitti…

Geriye sadece unutulmayan küçük anlar kaldı hayatımda.

Her sabah yediğim Ankara simidini simit yapan o küçük susamların tadında, küçük papatyaların odama yaydığı kokuyla, büyük paralar harcanarak alınan hediyelerin sağlamadığı mutluluğu, SEYEV bağışlarından küçük çocukların sevgisinde, bakışında, sarılışında, masumluğunda bulmuşken, derimki…

‘‘Her ne olursa olsun, yapacağınız işin boyutu, hayata başlarken sahip olacağınız unvan, kazanacağınız paranın miktarı, hiç fark etmez.’’

‘Küçük’ deyip geçmeden önce, ne kadar ‘büyük’ sonuçlar doğurabileceğini düşünün…