Biz bu hayata başladığımızda çoğumuzun mihmandarları oluyor. Kimi rehber kimisi yol arkadaşı oluyor. Bizi yedirip içiren, sevip kollayan, öğretip yol gösteren, rahatlığıyla yok eden ya da ilgisiyle nefessiz bırakanlar çıkıyor. Anneannem daima ışığım olmuştur. Allah gani gani ömür versin ki, hâlâ da moralim ve en büyük destekçilerimdendir.

 

Anneannem bir muhacir. Küçük yaşta geldiği Türkiye’de ailesiyle Sinop’a yerleşmiş güzel bir kız çocuğu. O zamanki kısıtlı olanaklar dâhilinde okuyabildiği kadar okumuş. Okumuş okumasına ama yaşam mücadelesi ve karşısına çıkanlar sonunda anneannem… Tütün Fabrikası’nda çalışmaya başlamış. Cumhuriyetin ilk yıllarında kendi ayakları üzerinde durma kararlılığındaki bir Türkiye’nin, çalışarak kazanmaya azmetmiş bir genç kadını olarak yerini almış. Bugün bile kadının içinde bulunduğu durumları görünce, ne büyük mesafe katettiğini düşünüyorum.

 

Dedemle evliliği sonrası onun işi dolayısıyla şehir şehir gezerken büyüttüğü iki kız evlat ile dimdik duruşundan hiç ödün vermemiş. Annem ve teyzemin üniversite okumalarına, okumuş ve çalışan güçlü kadınlar yetiştirmesine hem kendi adıma hem de ülkemiz adına minnettarım. Kadınların gücü adına bu ülkede atılan her adımın çok büyük olduğunu hiç unutmadım. Ankara’da doğup, babamın tayiniyle İstanbul’a gittiğimizde ve ardından babamın ordudan ayrılarak Silifke’ye yerleşme kararı aldığımızda da bağımız hiç zayıflamadı. Anneannemin uzun yıllar yaşadığı güzel Sinop, benim de uzun yaz tatillerinde onunla geçirdiğim eşsiz aylar olarak ucu ucuna eklendi. Bilgime, görgüme, kelime dağarcığıma, çalışma-azmetme-başarma konusunda önemli motivasyon kaynaklarımdan birisi oldu. Bazen bir yemek yaparken bazen izlediğimiz bir haber sırasında bazende sıradan bir ev gezmesinde ondan ne kadar çok şey öğrendiğimi anladım. Her sonbahar okula başladığımda sanki hızlandırılmış kursa gitmiş ya da uzun bir susuzluktan çıkmış gibi iyi hissederdim kendimi.

 

Söyledim ya bu yolda yalnız yürümüyoruz ama üzerimdeki emeği için ilk önce en büyüğümüz anneanneme duyduğum minneti söylemeliyim. Pollyanna felsefesinde master ve doktorasını bitirmiş ve başına ne gelirse gelsin “Bir Parol iç geçer”diyen, her kapanan kapının aslında yeni ve daha güzel kapılar açacağını gösteren anneannem için ne söylesem az.

 

Vizyon denilen şey sadece öğretimle ortaya çıkmıyor. İnsanın çevresinde olup bitenlere karşı açık, doğruları görme ve uygulama konusunda cesur ve kararlı olması gerekiyor. Kim bilir belki bana aktarılmış olan bu savaşçı, inatçı, elinden geleni sonuna kadar yapma geninin kaynağı anneannemdir.

 

Anneannemler de uçak teknisyeni olan dedemin işi gereği Ankara’ya yerleşmiş ve orada kalmışlardı. Bilkent Üniversitesi İngilizce – Fransızca MütercimTercümanlık Bölümü’nü kazanıp da Ankara’ya geldiğimde yine yalnız değildim. Aşırı çalışmam konusunda küçüklüğümden beri kaygılanan anneannemin bu hisleri değişmiş değil. Silifke’deki ortaokul yıllarımda sabahın 5’inde beni flüt çalarken bulduğunda, delirdiğimi düşünen anneannem, sınava çalıştığımı öğrenince nasıl birisi olacağımı anladığını söyler.

 

Öğrenciyken onun evinde yaptığım çeviriler, verdiğim dersler, çalıştığım sınavlarda bazen bana takılır, kendime zaman ayırmıyorsam azıcık ona ayırmamı söylerdi. Güzel gençlik yıllarımın bir kısmını geçirdiğim o Küçükesat’taki ev; onunla, eşi dostuyla, birbirine saygı ve anlayış gösteren zarif bir kuşağın umut veren gücüyle geçirdiğim unutulmaz zamanlardı.

 

Her neslin bir diğerinden daha gelişmiş olduğu gerçeğini unutmamalı. Anneannem kendi döneminin ilerici ve vizyoner kadınlarından olmasa, iki kızınında üniversite okuması gerektiğini, kendi parasını kazanan güçlü kadınlar olmalarının hakları olduğunu aşılayamazdı.