Google Glass Sayesinde Dil Edinmemize Gerek Kalmayacak! Mı Acaba?

Dil edinimi sürecinde olan, bu konuya ve felsefesine kafa yoran, insani gelişmişliğimiz üzerine yapacağı etkilerin farkında olan tüm takipçilerime merhaba. Yeni bir yazımla yine sizinle birlikteyiz. Hemen her hafta yazdığım konuları aslında sizlerden gelen sorular ya da yorumlar belirliyor. Bu aralar da sık sık duymaya başladığım bir soru şu: “5-6 sene sonra Google Glass (Google’ın akıllı gözlüğü) sayesinde dil eğitimi yok mu olacak?”,“İnsan iletişimi yapay zekâyla birliktebitecek mi?

 

Pek çok kere öğrencilerime bir dil edinirken aslında kendi ana dilinizde yabancı olduğunuz kavramları da öğrenmelisiniz derim. Sonuçta ister ana dilinizde, ister yabancı bir dilde olsun size nükleer füzyonun aşamalarını, kullanılan malzemeleri ve göstergeleri vs. anlatmaya kalksalar, eğer nükleer bilimiyle ilgili birisi değilseniz ana dilinizde de yabancı dilde de bunları anlayamayacaksınız. Anlaşabilmenin en önemli şartlarından birisi de üzerinde konuşulan konunun her iki tarafça da biliniyor ve anlaşılıyor olmasıdır. Burada da kültür farklılıkları da çok önemli bir etken. Sanırım artık hepimiz Cem Yılmaz’ın meşhur “little little into the middle” repliğini biliyoruz. İşte o tamamen kültürle ilgili bir şey. Mesela yol tarif ederken “bak ustacım şuradan aşağı kaptırdıktan sonra tatlı bir kavşak var…” ya da “babacım sen çok dolanmışsın ya!” gibi cümleler duyarız. İşte bu gibi konuşma dilindeki unsurlardan tutun da yapay zekâ çevirisini imkânsız kılacak dil bilgisi yanlışlarına kadar pek çok unsur bunu şimdilik imkânsız kılıyor.

 

Tek sorun kültürel farklılıklar da değil, biz aynı anda bir şey okurken bir kulağımız da televizyonda olabilir. Ya da bir Türk kadınları geleneği olan “günleri” düşünün. Aynı anda herkesin konuştuğu bunun gibi ortamlarda ya da mesela bir yemekhanede hangi eş zamanlı konuşmayı çevirecek bu yapay zekâ temelli aletler? Baktığınız kişinin konuşmasını mı? Peki ya o sırada hemen arkanızdaki ya da yanınızdaki kişi size fısıldayarak çok önemli bir şey söylerse? Ne demek istediğimizi anladınız sanırım.

 

Peki, elektronik cihazların içeri alınmadığı toplantılarda ne yapacaksınız? Ya da uçakların kalkış ve iniş sırasında tüm elektronik cihazları kapatın dediği sırada nasıl anlaşacaksınız?

 

Kısacası sorunlar sadece yapay zekânın yetenekleriyle ilgili değil, kalabalık ortamlardaki karmaşa da uzaktan gelen bir sesin duyulup anlaşılması da donanımsal iyileştirmeler gerektiriyor. Henüz bundan uzağız. Tabi sadece turistik amaçlı gidilen gezilerde menüyü ya da yazıları fotoğraf çeker gibi çevirmek (Samsung akıllı telefonlardaki Bixby Vision gibi uygulamalarla) mümkün. Ayrıca garsonun konuşmalarını anlamak gibi beceriler için şu anda da bazı araçlar (Siri ya da Google’ın dikte etme araçlarıyla konuşmayı önce yazıya dönüştürmek, sonra da onu çevirmek) var ve kullanması yavaş olsa da belirli oranlarda çalışıyor. Ancak bunlar asla ciddiyet ve hız gerektiren durumlarda ve akademik, profesyonel hayatta kullanılabilecek düzeyde değiller; yukarıda yazdığım nedenlerden dolayı da daha uzun süre (belki de hiçbir zaman) bu düzeye erişemeyecekler.

 

Dil öğrenmek kimilerinin gözünde sadece bir engel ya da zorluk; bana göreyse bir meydan okuma, bir kültürü öğrenme, o dilin içine doğmuş insanların düşünce tarzlarını ve değerlerini öğrenme ve kendime faydalı bulduklarımı benimseme. Benim için yabancı dil sadece zaman zaman kullanılacak bir beceri değil, günlük hayatımın içerisinde ihtiyacım olan bir gereklilik. Bir filmi orijinal seslendirmesiyle izlerken, sokaktaki insanların konuşmalarına kulak kabartırken, hobilerimle ilgili yabancı kanalları takip ederken, kendimi ifade ederken ve daha birçok anda yabancı dil kullanmaya ihtiyaç duyuyorum. O nedenle bir gün teknoloji sayesinde yabancı dil edinmeye gerek kalmayacak diye boş bir hayale kapılmaktansa bugünden kendinize bir dil edinmeye odaklanmanızın sizin için daha yararlı olacağına yürekten inanıyorum.

 

Önümüzdeki haftaya kadar hoşça kalın… Sağlık ve sevgiyle…

 

Seda Yekeler